İsrail – Ürdün gezisi-5 (Kudüs ve Ağlama Duvarı)

Kudüs

Otele yerleşip kendimizi dışarı attığımızda akşam olmak üzereydi ve Kudus’ün Tarihi kent merkezi ile ilk karşılaşmamız Şam kapısından suriçine girişimiz ile oldu. Suriçinde Arapların yaşadığı bu bölge, bize pek de yabancı olmayan manzaralar sundu gözlerimize. Arapça yazılar olmasa Eminönü-Mısır Çarşısı-Tahtakale civarında yürür gibiydik. Havanın kararması ile birlikte hemen tüm dükkanlar kapanıverdi.

Ağlama Duvarı

Havanın kararmasıyla birlikte ıssızlaşan sokaklardan dümdüz devam edince, bir polis kontrol noktasına ulaştık. Meger Ağlama Duvarının olduğu meydana girmek üzereymişiz.  İstanbul’da AVM’lere girerken geçtiğimiz gibi güvenlik kapısında  çantalarımızı x-ray cihazından geçirip merakla ilerledik. Önce bir uyarı tabelası karşıladı bizi;

dd3

Kutsal bir mekana girmek üzere olduğumuzu, bu nedenle hem bu kutsal mekanı hemde burada ibadet edenleri rencide etmeyecek biçimde davranış ve giyimimize dikkat etmemiz gerektiğini hatırlatıyordu bize.

Evet, Hristiyanların sanırım birazda alayla “Ağlama Duvarı” ismini taktıkları, meşhur duvarı gördüm nihayet.  Kadınlar ve erkekler için insan boyunda paravanlarla ikiye bölünmüş meydanda, günün her saati olduğu gibi bu akşam saatinde birçok ibadet eden insan var.

Burası Musevilerce “Batı Duvarı” olarak adlandırılıyor ve  Romalılar tarafından milattan sonra 70 yılında yıkılan ikinci Tapınak yapısının ayakta kalan tek duvarı olduğuna inanılıyor.

Bugün Altın Kubbeli Kubbet-ül Sahra’nın altındaki kutsal kaya üzerinde, milattan yaklaşık bin yıl önce Kral Solomon (Hz. Süleyman) tarafından birinci tapınak inşa edilmiş. Klasik Musevi inancına göre, fiziksel dünyada Tanrı’nın tecellisinin simgesi olan bu tapınak MÖ 586 yılında Babillilerce tahrip edilmiş. Yerine inşa edilen 2. Tapınaktan geriye kalan bu duvar parçası, aynı zamanda Kubbet-ül Sahra ve Mescidi Aksanın içinde bulunduğu bahçenin (Harem-ül Şerif) dış duvarlarının bir kısmını oluşturuyor.  Yani kutsal kayanın bulunduğu alan, Müslümanlar için kutsal bir mabet olduğu için (ki Harem-ül Şerif sınırları içine Müslüman olmayanların girmesi yasak) Museviler ona en yakın olan duvarın önünde ibadetlerini sürdürüyorlar.

Öte yandan, okuduklarıma göre bu duvarın çevresinde yürütülen arkeolojik amaçlı tünel kazıları,  Filistinlilerle İsrail yönetimini sık sık karşı karşıya getiriyormuş. Gazete haberine göre; Filistin yönetimi, kazılar nedeniyle Mescid-i Aksa’nın altının oyulduğunu ve yıkılıp çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. İsrail ise çalışmaları sadece Ağlama Duvarı’nın paralelinde kazı çalışmaları olarak açıklıyor. Yahudiler, kazı çalışmalarının yapıldığı alanda Hz. Süleyman’ın yaptırdığı ilk mabedin ana giriş merdivenlerinin olduğunu,  fakat buranın Babil ve Roma saldırıları sonucu yıkılarak yok olduktan sonra Müslümanların Kudüs’ü fethiyle, yıkılan batı duvarının enkazı üzerine Müslüman mahallesinin kurulduğuna inanıyor. Bu nedenle de kazılarda, eski mabedin ana giriş kapısı ve  merdivenlerinin  ortaya çıkarılması hedefleniyor.  Aslında tünellere önceden randevu alınarak turistik amaçlı girilip, gezilebiliyormuş ama bizim fırsatımız olmadı.

Kudüs Hakkında bir başucu kitabı
Keşke gezi öncesi keşfetmiş olsaydım dediğim bu kitap TİMAŞ tarafından  yayımlanmış. Gezginlere çok yararlı olacağı açık.
kitapkapak
“Kudüsü fotoğraflamak, insanın Yaratıcısıyla kurduğu ilişkilerin tarihini fotoğraflamaktır. Bazen bir kareye Kudüste yaşamış bütün peygamberler, mezarları, sunakları, mabetleri sığar; bazen fotoğrafçı “Yahudiler Ağlama Duvarında niye ağlıyor?” sorusunun karşısında aciz kalır. Bazen bir kare fotoğrafta 32 defa yıkılmış şehrin basamak basamak tarihi serilir gözler önüne; ama “Şehri bu kadar değerli kılan neydi?” sorusunun karşısında fotoğraf susar. İşte o zaman sözün sırası gelir. Söz ile göz birlikte hakikatin sırrına ererler. Söz, Süleyman Tapınağı, Beytülmakdis ve Mescid-i Aksa arasındaki tarihi serüveni hikaye eder; göz Aksa Camiinin ve Kubbetüssahranın revaklarında, çinilerinde, kitabelerinde bir yad-ı cemil arar. Söz, İsa Peygamberi öldürmek isteyenleri anlatır; göz İsevi inançlar üzerine inşa edilmiş kiliselerde dolaşır; Söz, Miraçın şahitlerini anar; göz Muhammedî temasların izini arar. Söz, Türklerin Anadoludan önce Kudüse girdiklerini ve Filistindeki ilk bağımsız Türk devletinin 28 yıl yaşadığını anlatır; göz Filistin Selçuklu Devletinin yadigârlarında dolaşır... Söz, bakan gözlere söz verir: Kudüste kalacak kalbiniz…”

Leave a Reply