İsrail – Ürdün gezisi-6 (Zeytin Dağı, Harem-ül Şerif, Çile Yolu ve Kutsal Kabir Kilisesi)

Zeytin Dağı:

Bir Kudüs gezisi mutlaka Zeytin Dağı’ndan başlamalıymış, Bir günlüğüne tuttuğumuz Türkçe bilen rehberimizin yönlendirmesiyle bizde öyle yaptık, Tarihi surların dışında, doğu yönündeki tepelik alan Zeytin Dağı olarak anılmakta. Buradaki seyir teraslarından eski kent panaromik olarak izlenebiliyor.

zeytindagi

İlk anda göze çarpanlar, tabiî ki Kubbet-üs Sahra’nın altın kubbesi ve Kanuni’nin 16.yy’da yaptırdığı şehir surları. Surların hemen dibindeki Müslüman Mezarlığı ile Zeytindağının yamaçlarını kaplayan Yahudi Mezarlığı yüzyıllardır karşılıklı bakışmakta. Bunun da ilginç bir hikayesi var;

Yahudi inancına göre Kıyamet Günü Mesih, Zeytindağından gelerek Altın Kapıdan kente gireceğinden ilkönce bu yamaçlardaki ölüler dirilerek Mesihi karşılayacak ve Adalet günü muhakemesi burada yapılacağından dünyanın en pahallı mezarlığı burası. Öte yandan Osmanlı hakimiyeti sırasında Altın kapı örülerek kapatılmış ve kapı ile surların dibine Müslüman Mezarlığı oluşturulmuş.

Hıristiyanlar açısından Zeytindağının önemi ise şöyle; Romalılar Hz. İsa’yı, son vaazını verdiği Zeytindağı’nın eteklerinde yakalamış. Son vaazını verdiği taşın üzerinde bugün, Tüm Uluslar Kilisesi yer alıyor.

Zeytindağından yürüyerek aşağıya vadiye inip, bu kiliseyi gördükten sonra eski kente doğru çıktık ve Dung kapısından eski kente girerek, Harem-i Şerif’e yöneldik.

Harem-ül Şerif  ve Kubbet-üs Sahra:

Kubet-üs Sahra ve altında bulunan kutsal kaya hakkında o kadar çok şey okudum ki, rivayetler ve mucizelere inanmayan biri olsam da, daha gitmeden Kudüs’te en merak ettiğim yerlerden biri haline gelmişti.

İçinde Mescid-i Aksa ve Kubet-üs Sahra’yı barındıran Harem-ül Şerif alanına girerken, rehberimizin uyarısı ile pantolonumun üzerine etek giyip, başımı kapattım. Kapıdaki görevliye Türk nüfus kağıdımı göstererek “Müslüman” olduğumu kanıtlayıp, içeri girmeye hak kazandım. (Musevilerin Harem-ül Şerif sınırları içine girmesi yasak)

kubbet1

Önce Müslümanların ilk Kıblesi olan Mescidi Aksa Camisini dışardan inceleyip, Kubetüs Sahra’ya yöneldim,

kb2

Güneşin altında parlayan altın kubbesi ve iznik çinileri ile bezeli sekizgen gövdesi ile gerçekten gözalıcı bir yapı.

kb3

Etrafını dolaşıp, incelerken, dört kapısından birden her yaştan kadınlar ordusu dışarı dökülüyor, ayakkabılarımı elime alıp, yavaşça içeri süzülüyorum. Bezemeler harika, nereye bakacağımı şaşırıyorum.

kb4

Ama kutsal kayanın bulunduğu orta kısım iskeleler ve brandalar ile kapatılmış, restorasyon devam ediyor.  Birkaç basamak inince mağaranın içindeyim. Ama burada namaz kılanlar olduğu için, onları rahatsız etmeden merdivenin son basamağına oturup, 1-2 foto çektim.

kb6

Yine Vikipedi’den alıntı yapalım: “İslam mimarisinde bilinen ilk kubbeli eserlerden olan Kubbet-üs Sahra, Emevi Halifesi Abdülmelik devrinde 687-691 yılları arasında inşa edilmiştir. Binanın iç yüzeyi ve kubbesi Kur’an sureleri ve çeşitli motiflerle süslenmiştir.

Kubbet-üs Sahra Musevi ve İslam inancına göre çeşitli sebeplerle kutsal sayılan bir kayanın üzerine inşaa edilmiş. Aşağıdaki  çizimde kayanın çevresini kuşatan sekizgen yapı, kayanın altına inen küçük mağaranın şekli tariflenmiş.

dome-1

dome2

İslam inanışına göre, Miraç Gecesi, Peygamberimiz buradan göğe yükselirken ayaklarının altındaki kaya parçası da onunla birlikte yükselmeye başlamış ve peygamber kayaya, “Dur!” deyince kaya onu havaya kaldıran kudretle, dur diyen güç arasında öylece muallakta kalmış. Bu yüzden, müslümanlarca “Muallak Taşı” olarak adlandırılıyor.

Museviler için de ilk Tapınağın kurulduğu yer olarak yüksek bir kutsallık atfediliyor ve bu kaya hakkında hem Musevi hemde İslam inancında çok sayıda rivayet var;

Cennetin kapılarının yeryüzüne en yakın olduğu yer olduğu için Hz. Âdem cennetten çıkarıldığında bir süre bu alanda yaşadığı, Habil ve Kabil’in Allah’a kurbanlarını burada sunduğu, Nuh Peygamberin Tufan’dan sonra şükür yemeğini burada yediği, Hz. İbrahim’in oğlu İshak’ı kurban etmeye kalkıştığı tepenin yine burası olduğu ve kayanın iç kısmındaki küçük mağarada miraçtan önce Muhammed’in kendisinden önceki tüm peygamberlerle birlikte namaz kıldığı şeklinde birkaç örnek verebiliriz.

İsanın çile yolu ve Kutsal Kabir Kilisesi:

Kudüs’ün Musevi ve Müslüman inancındaki öneminden sonra, sıra Hıristiyanları anlatmaya geldi. Kudüs’te bence en çok onların ağırlığı hissediliyor. Çünkü Meryem’in İsa’yı dünyaya getirdiğine inanılan yer, Meryem kabrinin bulunduğu yer, İsa’nın havarileri ile sohbet ettiği, yemek yediği yer derken herbirinde görkemli binalar şeklinde çok sayıda kilise var.

Bunlar arasında tabiî ki en önemlisi Kutsal Kabir Kilisesi (Holy Sepulchre) diğer adıyla Yeniden Diriliş Kilisesi.

İnanışa göre; İsa Zeytin Dağının eteklerinde tutuklanıp, yargılandıktan sonra bugün Çile Yolu (Via Dolorosa) adı verilen yolda sırtında çarmıhı taşıttırılarak, Golgotha tepesine getirilir, burada çarmıha gerilir, naaşı burada gömülür, ama yeniden dirilmek üzere göğe yükselir.

Biz de rehberimiz eşliğinde çile yolundan yürüyerek (ki bu yolda 14 istasyon var; İsanın annesi Meryem ile karşılaştığı nokta, yere düşüp kalktığı, elini duvara dayadığı, ikinci kere düştüğü vs. gibi) Kutsal Kabir Kilisesine vardık.

Burası çok büyük, yatayda ve dikeyde çok katmanlı bir kiliseler kompleksi. Rehbersiz gezerseniz bazı mekanları fark etmeden geçmek mümkün, ama kalabalıkları takip ederek hepsine ulaşabilirsiniz sanırım. Çünkü gerçekte her noktasında oldukça kalabalık Hıristiyan hacılarla karşılaşacaksınız.

Tabiki  bu yapı kompleksi Hiristiyanlıktaki tüm mezhepler tarafında paylaşılamaz kutsallıkta olduğu için Kudüs Rum Ortodoksları yanında başka bir çok kilise tarafından ortak kullanılmakta; bunlar Katolik, Rum Ortodoks , Ermeni Apostolik Ortodoks, Süryani Kadim Ortodoks, İskenderiye Kıpti ve Habeş Ortodoks Kilisesi imiş. Yapı içinde hepsinin ayrı ayrı şapelleri ve hakimiyet sınırları var.

Önce kapıdan girince tam karşıda İsanın çarmıhtan indirilen naşının yatırıldığına inanılan taşı gördük. Öpenler, el sürenler, yanlarında getirdikleri eşyaları taşa sürtenler vs. bizdeki türbe ziyaretlerini hatırlattı bana.

Kapıdan girip hemen sağdan yukarı çıktığınızda ise İsanın çarmıha gerildiği yer (Golgotha) olarak tanımlanan insanların eğilip öptüğü, el sürdüğü kayayı çevreleyen şapele geleceksiniz. Yine uzun kuyruklar var tabi ama küçük bir mekan olduğundan kenardan onları izleyip fotoğraf çekilebiliyor.  İşte size bir kutsal kaya daha, Hıristiyanlarca Hz. Adem’în kafatasının da burada gömülü olduğuna inanılıyor.

Yani Kudüs’ün her taşı kayası kutsal. Üç ibrahimi dinin kaynağı olan bu kentte başka türlüsü de beklenemezdi zaten.

Leave a Reply