İsrail – Ürdün gezisi-3 (Petra Antik Kenti ve Nebatiler)

Ürdün’e geçiş ve Petra Antik kenti:

Elat’ta kaldığımız oteldeki turizm bankosundan bilgi alarak bir tur firması seçtik. Sabah Tur minibüsü bizi otelden alıp, İsrail-Ürdün sınır kapısına getirdi. Sınırını yaya olarak geçmeden önce, yanımızdaki rehber bizi bilgilendirip, yakamıza tur sticker’larını yapıştırdı, sınırın diğer tarafında ise başka bir rehber yakamızdaki sticker’dan tanıyıp bizi karşıladı ve başka bir tur aracına bindirdi.border

Küçük otobüsümüzle Yaklaşık 40 dk.lık bir yolculuk ile Petra’ya ulaştık. Antik kentin dışında koca bir kasaba var. Öyle ki akla gelebilecek bütün uluslararası otel zincirlerinin 5 yıldızlı lüx otellerini burada görmek beni şaşırttı. Biz günübirlik bir tur aldık ama aslında antik kenti tam manasıyla gezebilmek için 2-3 gün gerekiyormuş. 

Petra Ürdün’un gururu 

petra1

Petra, dünyanın yeni 7 harikasından biri ve Ürdün’ün en önemli Turizm geliri kaynaklarından  biri.

(Merak edenler için: Dünyanın Yeni 7 Harikası; Ürdün’deki Petra Antik Kenti, Çin Seddi, Brezilya’daki Kurtarıcı İsa Heykeli, Peru’daki Machu Picchu Antik Kenti, Meksika’daki  Chichen Itza Piramidi, Roma’daki Kolezyum ve Hindistan’daki Tac Mahal Anıtmezarı.)

Petra Gezisi sayesinde şimdiye kadar hiç duymadığım bir uygarlık ile tanıştım; Nebatiler; Gezi öncesi okuduklarım ve Ürdünlü rehberimizin İngilizce anlatımından azçok anladığıma göre özetle; bu Nebatiler, göçer bir Arap kavmi ve Perslerden kaçarak,  göçe göçe Musa Vadisine gelmişler, Milattan önce 4. yüzyıl civarı. Sonra burada ticaret kervanlarını yağmalayarak öyle zengin olmuşlar ki, önceleri bir kale-şehir olarak yapılan Petra, kısa sürede ekonomik olarak güçlenmiş ve başkent haline gelmiş. Ticaret yollarının ortasında olması, ününü artırmış. Anıt mezarlar, idari binalar, Petra’nın tanrısı Duşara’ya adanmış tapınaklar yapılmış. Zamanında bu kentte  yaklaşık 30 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor. Antik şehir kalıntıları bugün 25 km.lik bir alana yayılmış ve arkeolojik kazılar halen devam ediyor.

Aslında, Nebatilerin tarih sahnesinden bir anda silinmesi, antik şehrin yaklaşık 2000 yıl boyunca unutulmuş olması, sonra da 1812 yılında İsviçreli bir gezgin tarafından bulunması, kayaların pembe renginin sebebi, kentin girişini oluşturan 1 km.den uzun kanyonun doğal oluşumu vs. hepsi oldukça ilginç hikayeler ve neyseki meraklısına internette Petra’ya dair epeyi Türkçe kaynak var.

Antik kentin kanyon girişinde, tarihi kostümleri içinde 2 muhafız karşıladı bizi, tabii hepimiz onlarla hatıra fotosu çekme yarışına girdik, sonra kanyondan içeri doğru hafif bir meyille giden 1,5 km.lik yolu (siq) kah foto çekerek, kah şaşkın şaşkın etrafa bakarak yürüdüğümüzden bir çırpıda geçip, bir anda Petra’nın simgesi haline gelen “Hazine” binasının olduğu meydana vardık.  Turistler, develer, faytonlar, eşekler ve turistlere sahte sikkeleri satmaya çalışan güleç yüzlü çocuklar kalabalığında burada kısa bir fotoğraf molası verdik. Hazine Binası gerçekten çok etkileyiciydi, bıraksalar karşısında saatlerce oturabilirdim, amma rehberimiz dönüşte buradan yine geçeceksiniz diyerek bizi ilerlemeye ikna etti. Romalıların kente kazandırdığı antik tiyatronun olduğu yere kadar (yaklaşık 1 km. daha) yürüyüp yine bir mola verdik. (Mart ayı olmasına rağmen hava oldukça sıcak, yazın yürünmez buralarda.)  Çay bahçesi gibi bir tesisin gölgelik masalarında dinlenirken rehberimizden son bilgileri aldık. Rehberimiz bize serbest zaman verip,  2 saat sonra yürüyüşe başladığımız ilk noktada bizi bekleyeceğini,  yürüyerek veya faytonlara binerek geri dönülebileceğini söyleyerek ayrıldı. Kalan zamanımızı etraftaki diğer muhteşem yapıları gezerek değerlendirdik ve söylenen saatte buluşma yerine varabilmek için faytonla geri döndük. Petra’nın tadı damağımda kaldı, şimdi anladım giriş gişesinde neden 2 ve 3 günlük biletlerin satılmakta olduğunu.

p2

 

Leave a Reply